Beynimde yaşanan fikir çatışmasının, beni hissi bir yalnızlığa sürüklediği günleri behemahal yaşıyor ve her zerresinde binbir teesüratın meçhul sebebebini garip bir tecessüsle araştırıyorum. Lakin nihayete varmanın engin hazzını iliklerime dek duyacağım o sakitane demlerde, tekerrür eden yeis rüzgariyle, kışın şedit soğuğuna küsmüş düşüncesini, her haliyle muayyen bir surette hissettiren kuru çınar ağacının akıbetine uğramaktan kendimi alamıyorum.
Her saat diliminin kendine has şivesi ile mırıldandığı mazi ve müstakbele karşı çağrısımları, sanki kulağıma değip geçen, ardından gayr-i ihtiyari bir temayülün eseri olarak kalbime sokulan eğreti bir misafirin memnuniyetsizliğini iliklerime dek hissettiriyor. Ne var ki yine bilemediğim bir fikir helezonu, hücrelerimin her varoluş ve tükeniş anına müşahit, bulduğu ilk boşlukta tüm sinir sistemimi felç edip beynimin hakim olmakta müşkülatta kaldığım fakültelerini, gayet ustaca tesir altına alarak şekli bir inzibattan ziyade, ruhumun koridorlarında dolaşmayı tercih ediyor. Bu izbe ve sakit koridorda sağa sola yaslanmış,,yer yer hafif bir cereyan tesiri ile açılıp kapanan kapılar, yalnızlığımı ve sessizliğin korkunç düşüncesini boğup, filhakika pek hoşuma gitmese de en azından varlığımın birer şahidi olması itibariyle beni derin yalnızlık uykusundan uyandırıyor.
Hayata dair her fısıltı, ruhumun en tenha koylarında öyle yankılanıyor ki, yağmur öncesi gökgürültüsü tesiriyle, bu ahvalde evde yalnız kalmış ürkek bir çocuğun korkusunu her yutkunuşumda boğazımda ince bir acı hüviyetinde hissettiriyor. Kendi kendime en adi bir teselli yerine geçebilecek ümit adına bir sesi, gecenin zifiri karanlığında hayal avcılığı yapan baykuşun uğultusuna emanet edip, tekrar ayanıp uyanmama adına derin bir endişe ile uykunun beni nisyana sürükleyen atmosferine teslim-i beden ediyorum.