30 Aralık 2009 Çarşamba

ÇANAKKALE NOTLARI

yine bir günbatımında
gece usuldan göz kırparken
ve söylerken martılar akşamın türküsünü
iskeledeyim rüzgar beni sararken

köşeden simitçinin sesi
-simitlerim sıcak,simitlerim sıcak!
üfürme amca,ısırsam dişlerim kırılacak
işte az ilerde Sahip amca
hiç bozmamış istifini
iki akşam evvel biraktığım yerde
ha işte tam o kayanın yanında
mıhlanmış gözleri kamışında
ona gör,alık olurmuş insan tumayınca balık
işte geliyor bak bi tane
öteden arnavut Kemal:
bravo bravo
tevbe de ulan desene maşallah
keser nimetini Tanrı hanimallah

yanımdan geçiyor iki kumru
belli ki yüzük istiyor beriki
akıllı bizimkisi
kızım kalbime taktım çoktan
çıkartıp vereyim mi şimdi
-yoo yo orda kalsın istemez
belli ki haftası kalmış
vallahi vermez

Fenerde Hüsmen dayı yine devlet kurtarıyor
devlete verip Tayyibe sayıyor
Saddam deyip puştan çıkıyor
anlaşılan olanlara hiç kafası sarmıyor
Saddam diyor ölmeli çaresi yok
-Iraka bundan gayrı yol yok
memlekette ne var ne çok
biliyor hepsini mazaallah
salla babam salla, at amcam at
gelene gidene bu lafları bedavadan sat

rejim kötü diyor iktidar feci
yanındakilerse toptan tefeci
bir kendi var bilen
muhtardan olacak vekil
gör o zaman nasıl kükrüyor bizim tekir

bu sene diyor memlekette pazar olmayacakmış
Amerikan bizi soyacakmış
kendisi bi don bir de gömlek kalacakmış
sonra aonra...
Türkiye Amerikana yol,deniziyse göl olacakmış
olur amcam olur sen söyle ben söyleyim
zaten bir biz kalmıştık atmadık
az mı bu memleketin anasını satmadık

24 Aralık 2009 Perşembe

BİR HİS TEVEHHÜMÜ...

          Beynimde yaşanan fikir çatışmasının, beni hissi bir yalnızlığa sürüklediği günleri behemahal yaşıyor ve her zerresinde binbir teesüratın meçhul sebebebini garip bir tecessüsle araştırıyorum. Lakin nihayete varmanın engin hazzını iliklerime dek duyacağım o sakitane demlerde, tekerrür eden yeis rüzgariyle, kışın şedit soğuğuna küsmüş düşüncesini, her haliyle muayyen bir surette hissettiren kuru çınar ağacının akıbetine uğramaktan kendimi alamıyorum.



        Her saat diliminin kendine has şivesi ile mırıldandığı mazi ve müstakbele karşı çağrısımları, sanki kulağıma değip geçen, ardından gayr-i ihtiyari bir temayülün eseri olarak kalbime sokulan eğreti bir misafirin memnuniyetsizliğini iliklerime dek hissettiriyor. Ne var ki yine bilemediğim bir fikir helezonu, hücrelerimin her varoluş ve tükeniş anına müşahit, bulduğu ilk boşlukta tüm sinir sistemimi felç edip beynimin hakim olmakta müşkülatta kaldığım fakültelerini, gayet ustaca tesir altına alarak şekli bir inzibattan ziyade, ruhumun koridorlarında dolaşmayı tercih ediyor. Bu izbe ve sakit koridorda sağa sola yaslanmış,,yer yer hafif bir cereyan tesiri ile açılıp kapanan kapılar, yalnızlığımı ve sessizliğin korkunç düşüncesini boğup, filhakika pek hoşuma gitmese de en azından varlığımın birer şahidi olması itibariyle beni derin yalnızlık uykusundan uyandırıyor.


        Hayata dair her fısıltı, ruhumun en tenha koylarında öyle yankılanıyor ki, yağmur öncesi gökgürültüsü tesiriyle, bu ahvalde evde yalnız kalmış ürkek bir çocuğun korkusunu her yutkunuşumda boğazımda ince bir acı hüviyetinde hissettiriyor. Kendi kendime en adi bir teselli yerine geçebilecek ümit adına bir sesi, gecenin zifiri karanlığında hayal avcılığı yapan baykuşun uğultusuna emanet edip, tekrar ayanıp uyanmama adına derin bir endişe ile uykunun beni nisyana sürükleyen atmosferine teslim-i beden ediyorum.

20 Aralık 2009 Pazar

İDAMIM OLSUN...

Geceyi bana verin,gündüzler sizin olsun.Yıldızlar benim,güneş sizin; ay benim aydınlık sizin,sizin olsun. Perde perde çekeyim zifiri karanlığı üzerime,uzanayım kara bulutlar üzerine,yalnız,yapayalnız…

Gece bekçisi de istemem,uğramasın semtime; yok benden başka hırsız.Karanlık caddelerin,sokak başında titreyen ampulün, fersiz pencerelerin ışığını çalan ben yine ben olacağım.

Tek tek toplamak istiyorum kayan yıldızları, düşüşlerine nice dilekler emanet edilmiş her birini çalmak istyorum. Onları kayarken gören gözleri merak ediyorum.Her saniyesinde büyüyen gözbebeklerinin tecessüsünü istiyorum.En mahrem hislerin,her haliyle hayalden tecessüm etmiş duyguların resmini çizmek ve salıvermek istiyorum gökyüzüne.Binlerce,milyonlarca hayal ve umut avcısı gözü seyretmek istiyorum ömrümün son gecesi.
İdama mahkum hayallerime bir savcı istiyorum.Uzatmasın sürgünümü,kırsın kalemimi,kırsın ki daha gündüzler istemiyorum.Alın gündüzler sizin olsun,uzun gecelerimi verin bana,idamım olsun…

17 Aralık 2009 Perşembe

GİTMEK BU ŞEHİRDEN

Varlığını çekerek bu şehrin sisli havasından, kokunu sıyırarak her zerresinden, hiç gelmemişçesine gitmek…
Gitmelerin en sessizi, bilinmeme duygusunun en gizemlisi ile kaybolmak kendi içinde. Şehrin her köşesinden çekip almak hayallerini dahi. Armağan ettiği anlık mutlulukları alıp yanına, bırakarak belki bir parçanı akıp gitmek zamana. Çıkınında ayların,senelerin seyyiatı. Son kez basarak paranoyak adımların müsebbibi kaldırımlara, bir buruk serzenişin feryadını duyarak. Sanki gelmemiş gibi, hiç kimse bilmiyor, tanımıyormuşçasına; öyle rahat öyle huzurlu...Sevap ve günah defterini koyarak siyah çantana, iliştirip gözüne kara kalem ve silgini; tekrar yazmak ve çizmek için bir hayatı yeniden.Kader muammasına teslim edip bedenini, aklını alıp ruhunun elinden… gitmek.
Gitmek karmaşık duygular arefesinde, gitmek sisli bir pazar sabahı, sadece gitmek için.

12 Kasım 2009 Perşembe

MÜJDE-İ VUSLAT

Ay batarken üstümüzden fecr-i sâdık tüllenir
Bir bahardır bülbülâsâ nağmesinden dillenir

Asr-ı evvel günlerinden Hak Nebî'nin müjdesi
Kâinâtın burcu olmuş Nûr-u tevhid dillenir

Gelse dilden ol yiğitler ağlayıp tâ haşre dek
Kevkebinden noksanolmaz asûmânın dillenir

Bahr-i gamdan açılıptır okyanuslar geçerek
Yollarından seyre dalmış âşığından dillenir

Kaldırıp can perdesin üstünde tenden sâkiyâ
Derd-i vuslat arzusundan er yiğitler dillenir

Firkatinden dem vurup Sen'siz garip gülzâr iken
Son sözümden gayri olmaz Hakk'a vuslat dillenir

12 Ekim 2009 Pazartesi

SÖZ VURUR(gıybet)

Zaman durur, an durur…


Sözler vurur önce,kelimeler damla damla dökülür gümüş oluklardan. Arta kalmanın heyecanıyla bir ikindi yağmuru sonrası; biraz serzeniş, az da sitemle boşalır yaralı dudaklardan.

Yağmura haleftir,buluta matem; toprağa sessizden habercisidir,rahmetin,bereketin. Ya düşünce kalbe sel olup,boranı yoldaş bilip...

Vurulur önce çorak toprağına düşen üç beş damla kelimeyle. Sinesini açar haykıran gök denizine; tâ ki mazi celladı gelsin de vursun boynunu. Karşısında bir bir dikilir sülieti; geçmiş zaman adamlarının,kadınlarının,çocuklarının…ve daha canlı cansız bin bir figüranın. Vurulur bir okla,bin okla. Durur durur vurulur söz avcısıyla..

Damla damla terler,söz yangını basar bedenini. Söndürmek için son bir kez bu anlaşılmaz ateşi,üşür derininde,tâ içinde. Bir dev uyanır eski zaman masallarından,kaçışın hikayesini anlatır bir yazar,bir diğeri yangını. Dev de,yazar da,yangın da yarım kalmış bir hikayenin amansız bekçisi.

Dürülür zaman sinesinde,kaçar hep birinden,kendinden,yangınından. Yangın ki akar zaman alevinden, geçmiş olur bazen,kimi zaman âti; bestesi ümit,kafiyesi yeis edalı. Pişmanlık ve endişe başlıklı türkünün adı. Gökleri yalayan alevler yürek yangınına çıra bile değil.

Vurulur söz yangınında,söz savaşında,mazi celladına...

7 Ekim 2009 Çarşamba

'YÂD'IMDA ADIN


Adın bir şarkı gibi dudağımda titrer ve Sen…Gün boyu bitmeyen sancıların, tükenmeyen acıların yoldaşı olursun,habersiz…


Yadına düşşerim zamansız saatlerde,Sen’i düşlerim izbe köşelerde. Sessizliğin derin sükutunda nefesin nefesime değer, buğulu camda, sisler arasında yalnız,yapayalnız... Gece olur gündüzüme,hazan vurur yüreğime ve ben Sensiz,çaresiz...Ruhumun karanlık dünyasında, doğumunu beklediğim bir sesin türkü olup yüreğime dolduğunu bilirim, Gözlerim yorgun bir sevdanın sahibine teslim olurken,ben düşerim,hayalin düşer gözlerimden. Ardısıra söz olur, beste olur yüreğimden,titretir bamtelini kalbin.Ritmik akışında zamanın,düzensiz bir senfoni dinlerim içimde,en derinimden.

Şafak sökerken dünyamda,nihan olurken her zerre nazarımda,bulurum Sen’i en kuytu köşelerde.Mecazdan sıyrılıp,fenâ bulup fâniden, vuslat dilerim ‘DÎL’imden.


AH,RENG-İ AŞK

Aşkın rengi alaydı,ne olurdu gözlerime dolaydı. Dolup da lâl olaydı, sevda adına kana boyanaydı. Bitevî perde perde çekileydi dünyadan, nihayet bulaydı masivadan. Şerhâ şerhâ işleneydi bedenime, ızdırap duyuraydı tenime…


Aşk beni bulaydı ve ben O'na varaydım. Zahirden batına,dünyadan ukbaya burağım…Ardından sır olaydı,bir menfez,bir yol bolup gönle dolaydı.

6 Ekim 2009 Salı

BEYAZ MÜREKKEP


BAŞLARKEN

Geceyi gündüze yorgan yapıp yayana,gökte hilali asılı tutup geceyi nurlandırana... Günleri haftalara dolayıp ayları ona beşik yapana,seneleri uzatıp asırlara kavuşturana and olsun.


Kelemim gönlüme tercüman olsun, dilim aşkın şahidi olsun. Seni bende bileyim,varlığında dirileyim. Beni benden alıp, Sen’de varlığa erdir, nefsimden azat edip fenayla sevindir,bekanla şereflendir.

Her sözümü varlığına visal, firakı benden azat kıl Sultanım.. Derd-i aşka yol bulayım, vuslatına kavuşup benlikten sıyrılayım. Kaldırıp bir lahza hicap perdesini gözümden, sıyırıp günah libasını şu tenden huzura geleyim. Gelmelerin en uzağıyla,varmaların en zoruyla yoluna koyulayım. Çöllerde serap bilip hayalini göreyim,dalıp ummanına bir dem kana kana rahmet içeyim.

Varlık Sen’in,sema Sen’in,arz Sen’in…. Bende Sen’sin,Sen’de ben… Ondandır yandığım,Sultanım El-aman…