Bu şehir hep böyle midir? Hep böyle güneşsiz akşamların
tükenmişliği, bilinmeze giden insanların serazatlığı… Güneşin selamını almadan
başlayan gün akşamın her zamankinden evvel gelişine yabancı mıdır?
Merak ediyorum doğrusu; bu şehir hep böyle hissiz midir?
Merak ediyorum doğrusu; bu şehir hep böyle hissiz midir?
Aslına bakılırsa
şehirler de bir ruh taşır. Her şehre bir ruh veren Yahya Kemal onlardan
kendinden bir parça bulurken yahut onlara kendini yabancı hissederken hangi ruh
haline teşne idi? Ankara’nın İstanbul’a dönüşünü sever iken hiç mi vefasızlık
hissetmedi? Elbet bir insan birini ötekinden artık sevebilir lakin ötekini
incitmek de neydi’?
Bu şehir, benim şehrim… ‘Hüzün ve Tesadüf’, Rüzgarlı Pazar’
ve daha nice Mustafa Kutlu dilinden dinlediğimiz birbirinin tıpkısı hikayelerin
yaşandığı şehir. Peyami Safa’nın bilmem hangi ruhi tesir ile kaleme aldığı
mutsuz insanların ve mutlu olduğunu zannedenlerin şehrinden bir şehir. Elif
Şafak’ın dilinde nice aşkların kol gezdiği ve her birisinin kendince yer
edindiği bir şehir.
Bu şehir o şehir.