12 Ekim 2009 Pazartesi

SÖZ VURUR(gıybet)

Zaman durur, an durur…


Sözler vurur önce,kelimeler damla damla dökülür gümüş oluklardan. Arta kalmanın heyecanıyla bir ikindi yağmuru sonrası; biraz serzeniş, az da sitemle boşalır yaralı dudaklardan.

Yağmura haleftir,buluta matem; toprağa sessizden habercisidir,rahmetin,bereketin. Ya düşünce kalbe sel olup,boranı yoldaş bilip...

Vurulur önce çorak toprağına düşen üç beş damla kelimeyle. Sinesini açar haykıran gök denizine; tâ ki mazi celladı gelsin de vursun boynunu. Karşısında bir bir dikilir sülieti; geçmiş zaman adamlarının,kadınlarının,çocuklarının…ve daha canlı cansız bin bir figüranın. Vurulur bir okla,bin okla. Durur durur vurulur söz avcısıyla..

Damla damla terler,söz yangını basar bedenini. Söndürmek için son bir kez bu anlaşılmaz ateşi,üşür derininde,tâ içinde. Bir dev uyanır eski zaman masallarından,kaçışın hikayesini anlatır bir yazar,bir diğeri yangını. Dev de,yazar da,yangın da yarım kalmış bir hikayenin amansız bekçisi.

Dürülür zaman sinesinde,kaçar hep birinden,kendinden,yangınından. Yangın ki akar zaman alevinden, geçmiş olur bazen,kimi zaman âti; bestesi ümit,kafiyesi yeis edalı. Pişmanlık ve endişe başlıklı türkünün adı. Gökleri yalayan alevler yürek yangınına çıra bile değil.

Vurulur söz yangınında,söz savaşında,mazi celladına...

7 Ekim 2009 Çarşamba

'YÂD'IMDA ADIN


Adın bir şarkı gibi dudağımda titrer ve Sen…Gün boyu bitmeyen sancıların, tükenmeyen acıların yoldaşı olursun,habersiz…


Yadına düşşerim zamansız saatlerde,Sen’i düşlerim izbe köşelerde. Sessizliğin derin sükutunda nefesin nefesime değer, buğulu camda, sisler arasında yalnız,yapayalnız... Gece olur gündüzüme,hazan vurur yüreğime ve ben Sensiz,çaresiz...Ruhumun karanlık dünyasında, doğumunu beklediğim bir sesin türkü olup yüreğime dolduğunu bilirim, Gözlerim yorgun bir sevdanın sahibine teslim olurken,ben düşerim,hayalin düşer gözlerimden. Ardısıra söz olur, beste olur yüreğimden,titretir bamtelini kalbin.Ritmik akışında zamanın,düzensiz bir senfoni dinlerim içimde,en derinimden.

Şafak sökerken dünyamda,nihan olurken her zerre nazarımda,bulurum Sen’i en kuytu köşelerde.Mecazdan sıyrılıp,fenâ bulup fâniden, vuslat dilerim ‘DÎL’imden.


AH,RENG-İ AŞK

Aşkın rengi alaydı,ne olurdu gözlerime dolaydı. Dolup da lâl olaydı, sevda adına kana boyanaydı. Bitevî perde perde çekileydi dünyadan, nihayet bulaydı masivadan. Şerhâ şerhâ işleneydi bedenime, ızdırap duyuraydı tenime…


Aşk beni bulaydı ve ben O'na varaydım. Zahirden batına,dünyadan ukbaya burağım…Ardından sır olaydı,bir menfez,bir yol bolup gönle dolaydı.

6 Ekim 2009 Salı

BEYAZ MÜREKKEP


BAŞLARKEN

Geceyi gündüze yorgan yapıp yayana,gökte hilali asılı tutup geceyi nurlandırana... Günleri haftalara dolayıp ayları ona beşik yapana,seneleri uzatıp asırlara kavuşturana and olsun.


Kelemim gönlüme tercüman olsun, dilim aşkın şahidi olsun. Seni bende bileyim,varlığında dirileyim. Beni benden alıp, Sen’de varlığa erdir, nefsimden azat edip fenayla sevindir,bekanla şereflendir.

Her sözümü varlığına visal, firakı benden azat kıl Sultanım.. Derd-i aşka yol bulayım, vuslatına kavuşup benlikten sıyrılayım. Kaldırıp bir lahza hicap perdesini gözümden, sıyırıp günah libasını şu tenden huzura geleyim. Gelmelerin en uzağıyla,varmaların en zoruyla yoluna koyulayım. Çöllerde serap bilip hayalini göreyim,dalıp ummanına bir dem kana kana rahmet içeyim.

Varlık Sen’in,sema Sen’in,arz Sen’in…. Bende Sen’sin,Sen’de ben… Ondandır yandığım,Sultanım El-aman…