13 Ekim 2015 Salı

YAĞMUR YÜREKLİM


         Bu şehir bulut bu şehir yağmur şimdi. Gök ağzını açmışçasına, yırtılırcasına çenesi…. Yüreğimde damla damla biriken ve bir güz sonrası kara bulutlar ardında gizlenmiş duyguların arifesiydi. Gök gürlemedi, şimşekler almadı gözlerimi ve sen yanıma koşmadın korkarak ve biraz da nazlanarak.
         Bilirim gelişlerin başkaydı bakışların başka. Ruhuma yürürken gözbebeklerin her yağmur tanesinin hazin ritmiyle vururdu sineme, başından önce kalbin değerdi kalbime.  Toprağa değmeden daha ilk tanesi rahmetin, merhamet adlı bir dev uyanırdı içimde. Derin bir girdabın içinden fışkırırcasına bir sevda tohumu, dilimde aşka dair bir mısra olurdu, dökülürdü her hava zerresini ardı sıra takarak peşine. Yorgun bir fidanın son nefeste vuruşuydu sanki toprağa; gün yüzüne çıkmak isteyen bir çekirdeğin haykırışı. İşte yine yağmur yağıyor ama sen yoksun…

25 Şubat 2013 Pazartesi

Bir ay sonra tanışacağız...

Ben hazan mevsimi doğmuşum. Eylülün başında, rüzgarın eylül akşamlarının tenini okşayıp geçtiği vakitler...Hep kışa çalmışım mayamı belki bir gün tutar ümidiyle. İnsanlar kışı çıkarmayı beklerken aradan, ben kışa söylemişim türkümü. Yollar açılırken bir bir, ben sana menfezler kazmışım yollar altında. Bahar soluklarken soğuk vurgunu söğüt; ben sana salmışım dallarımı güzün başında.Üşürken sen martın kıştan arta kalan soğuğunda, ben sana vermişim yazdan aldığım sıcak nefesi.

Şimdi de ayları peşisıra dolayıp sana getirdim 24'üne çıkan günleri. Bugün bir ay kaldı tanışmamıza. O günkü kadar heyecanlı kalbim, bir ay sonrası kadar ter ü taze duygularım.Bilmek istiyorsan hala: Kördüğüm...

Ama nereden bileceksin değil mi. Daha bir ay tanışmamıza... Nasıl mı tanıyacaksın beni:  Yüzümde güzden artık bir tebessüm...

1 Ocak 2012 Pazar

BU ŞEHİR

Şehir akşama yürüyor. Bir melek; elinde yağmur damlası, yüzünde kışa ait belli belirsiz bir hüzün şehre iniyor. Şehirde yılbaşından arta kalan bir pazar yorgunluğu, melekteyse günah selini temizleme çabası. Anlaşılan ikisi de yorgun. Birinde yine alışılagelmiş, tarifi kendince de mümkün olmayan bir hissizlik, ötekinde başkasının haline acıma  hissi.
Bu şehir hep böyle midir? Hep böyle güneşsiz akşamların tükenmişliği, bilinmeze giden insanların serazatlığı… Güneşin selamını almadan başlayan gün akşamın her zamankinden evvel gelişine yabancı mıdır? 


Merak ediyorum doğrusu; bu şehir hep böyle hissiz midir?
Aslına bakılırsa  şehirler de bir ruh taşır. Her şehre bir ruh veren Yahya Kemal onlardan kendinden bir parça bulurken yahut onlara kendini yabancı hissederken hangi ruh haline teşne idi? Ankara’nın İstanbul’a dönüşünü sever iken hiç mi vefasızlık hissetmedi? Elbet bir insan birini ötekinden artık sevebilir lakin ötekini incitmek de neydi’?
Bu şehir, benim şehrim… ‘Hüzün ve Tesadüf’, Rüzgarlı Pazar’ ve daha nice Mustafa Kutlu dilinden dinlediğimiz birbirinin tıpkısı hikayelerin yaşandığı şehir. Peyami Safa’nın bilmem hangi ruhi tesir ile kaleme aldığı mutsuz insanların ve mutlu olduğunu zannedenlerin şehrinden bir şehir. Elif Şafak’ın dilinde nice aşkların kol gezdiği ve her birisinin kendince yer edindiği bir şehir. 

Bu şehir o şehir.

27 Temmuz 2011 Çarşamba

...MADAN

Zaman... Durmada yerinde,bir hat gibi uzanmada önümüzde. İlerlemiyor zaman, akıp geçmiyor öyle;var olan bir hat zaman ve üzerinde yolcuyuz anlaşılan. Sadece varıyoruz bir yerlere; adı sefer. Zaten var olan zamanda ben yani ki insan,sen yani ki Yolcu. Biz... Kader yolcuları. Bu uzun yolda aynı paraleldeyiz, kimi tükenmede elbet bir yol ayrımında yahut dümdüz bir otobanda. Kiminde bir telaş aynı meridyende olma kaygısı,çabası. Masumca bir istek belki;ama dayatmadan ama kalp kırmadan ama gönüller yıkmadan. Masumca bir istek lakin yolu sahiplenmeden, 'Ne olursan ol...'dan ayrılmadan...

19 Temmuz 2011 Salı

GECEYE

Ve gece mahremiyetini yitirmiş gibi örtüsüz ve açık; yıldızlar haya perdelerini sıyırmışçasına umarsız ve rahat;  gökyüzü sanki yokmuşçasına derin ve bulutsuz; bir kalp durmuşçasına sessiz ve duyarsız;gözlerinin ışığına inat...

19 Haziran 2011 Pazar

GECE SENDROMU

gece söyler bazen en derin şarkıyı
sessizlik arta kalmanın sonrasıdır günün
zoraki kayboluşların arefesinde
gece sarar ancak yaslı bir yüreği
duyulan keder kokulu bir gencin
kabus dolu yakarışıdır

zaman gergef örer karanlığın eteğine
yarasalar sağırlık sendromu yaşarken
baykuşa kalır çatı katları
en onulmazıdır belki sevdanın
çaresizlik fısıldar kulağına bir gencin
karanlığa sığınan yüreğine

verilen mücadele değildir aslında
acının tarifsiz iç çekişlerinde
son nefesini vermenin salınmışlığıdır gerçek olan
İsa kadar bir teslimiyet gerçeği
bilerek bu asil duygunun encamını
vermersidir bir gencin yalnızlığa iradesini...

                                                                        DOST'A EMPATİ(OTOBÜS DURAĞI)
                                          

8 Şubat 2011 Salı

SEFER

           Firak limanından sefere çıkan gemiler vuslat ülkesinin yolcularına umut...  Semada kararan bulutlar gülen çehrelere kara bir peçe hüviyetiyle iniyor. Mevsimi belirsiz memleketlerin denizi okyanus dalgalarına hasretçesine vuruyor kırmızı siyah bayraklı dev cüsseli yüzen adaya.  Günün ilk ışıkları, mavimsi dağlar ardında belirmeden yelkenler fora...  Hırçın dalgaların köpürüşündeki ürkütücü intizam bozuyor karanlığın sessizliğini ve bağırmaktan gırtlağının ayarı bozulmuş  seyirci'nin nidası yükseliyor kasvetli vakte...
            Yalancı fecirler beklemeye koyuluyor bir yolcu. Biliyor ki kaskatı gecelerin gölgesinde belirir en tatlı gündüzler. Oysa gündüzü de pek arzuluyor değil ne var ki sesini duyurmak istiyor bilinmezler ülkesinin halkına. Bilse ki oraya ne ilk giden ne de son giden seyyah kendisi. Kendince bir diyarı tahayyül ediyor havsalasının alamayacağı,seslerini işitemediği ve konuşulanlara kulak kesilemeyeceği bir dünya.