30 Aralık 2010 Perşembe

YOLCULUK

                 Hazırlan, yolculuğa çıkıyoruz. Haydi durma ama öylece; al çantanı eline. Dolduruver neyin var yoksa. Evet evet, hadi bakma şaşkın şaşkın yüzüme. At şunları çantana, gidiyoruz.Şu vehimleri de bırak bir kenara, kuşku yaman düşmandır bilesin.
               Al hayatını yanına. Önce nefretleri koy çantana. Öfkeyi sıkıştırıver bir kenara. Bastırılmış en asabi duygularını da al. Yer var daha, görüyorsun işte. Katla dolabına sıkış tepiş doldurduğun şu kıskançlık gömleklerini. Varsın kirli olsun yıkamaya bırakılmış gururun, nasılsa yine kirlenecek, al onu da bir köşeye. Az kalsın unutuyordum , yıllardır kullanamadığın isyan gömleklerin gardrobun en kıyısında. Sahi bedenin çok mu genişledi görüşmeyeli. Oysa hep beraber değil miyiz,hiç de fark etmemiştim bunu, ne tuhaf... Olsun, boşver bu kuruntuları, lazım olur elbet. Hep öyle değil mi ya, lazım olur her şey en umulmadık anlarda.Durma orada öylece, hiç nasihate mecalim yok. Kelin ilacı olsa… Sahi,nerede her gün garip bir vehimle değiştirdiğin siyah çorapların. Çıkar onları da üçüncü çekmeceden. Baksana şunlara,hepsi de kara. Günün perişaniyeti mi damladı üzerine, altta kalmanın rengi mi yoksa. Her neyse, at gitsin ön göze onları da.
               Biliyorum elbet,zordur seyahat etmek. Valiz dolar,eşyalar bitmez. Unutmaktır belki hayatın en büyük düşmanı.Unutmak demişken, bak hala nisyan kravatı boynunda. Neydi onun adı; 'medeniyet yuları.' Çıkar şunu, sen de istiyorsun ondan kurtulmayı belli ki, işte sana fırsat. Çek bir ucundan, al ondan da hırsını.Bitmez vallahi bu eşyalar. Hırs demişken, onu da at yan göze, nasıl olsa onsuz bir seyahat olacak bu.
                Çıkmadan, pencere açık kalmış, bir zahmet kapatıver, ha unutmadan at elindeki çantayı da aşağı.Zaten anlaşılan çok ağır ve sen onu taşıyamayacaksın. ‘Gerekli’ mi? Yoo hayır. Kandırma kendini, kaldırmaktan acizsin işte. At gitsin, hadi ama bekleyemem, gidiyoruz, o çanta ve içindekilerin olmadığı bir seyahate çıkıyoruz..............2011'e hoş geldin ABLA'sı...

14 Haziran 2010 Pazartesi

HESAP ZAMAN'I

Durdurun zamanı, saatler yalan söylüyor. Yaşanmadı deyin geçen günleri, ayları, yıları… Akrepten sorun hesabını acının, yelkovan seğirtip durmasın öyle; söylesin neden acıya merhem olmadığını, anlatsın istiyorum niçin örttü akrebin günahını. Saate yol verirken arkasına saniyeleri takıp suçunu nasıl yıktı senelerin üzerine?

Ya siz, cam fanus içine gizlenmiş zaman hırsızları, ibreler ardında gizli dolapların insanları. Söz ibresi işliyor, iyi bakın ona ki zamanı dişliyor. Akıp gitmiyor zaman düz bir hat üzerinde ve hiç de masum değil iddia ettiğiniz gibi yaşananlar. Nasıl gece yerini gündüze bırakacak, elbet şafak üzerimizden atacak, öyle de an, zamandan hesabını soracak.

18 Mayıs 2010 Salı

BAZEN NEDENSİZDİR... SEBEPLER ARDINDA YORMA KENDİNİ...

16 Nisan 2010 Cuma

öyle geldi

Bırakmak gerek bazen kader kalemini işlesin, tutmaya ne hacet, elin yoruluyor, niye bu uğraşların. Bırak aklını, neylersin ki kalbin teslim olmuş yazgıya...Yorma hiç sözleri ki dürülür bir yerlerde defterler. Sorulmaz bazı insana, döngüsü budur dünyanın, seyrelemek gerek...

1 Nisan 2010 Perşembe

ZAMANA SERZENİŞ

Gitme kal öylece. Gidip de yorma hayallerimi.kötürüm bakışlara koyma beni.Bir yanımı öyle öksüz, boynu bükük yetim bırakma şimdi.
Gitme!.. Kaybolan bedenin gölgesini ellerime verip,bırakıp beni gizemli hayalinle başbaşa.Gidip de her köşe başında, ümidin insafsız yorgunluğuna havale etme duygularımı.
Elerim kayıp giden yıldızlara uzanıyor.Bir dilek tutuyorum sen üzrine.Kalmacasına, gitmemecesne bir dilek.Dur öyle,sadece gitme diyorum...
Gidiyorsun peşisıra maziyi sürükleyip, gidiyorsun ardına bakmadan....

22 Mart 2010 Pazartesi

BEKLEYEN

BEKLİYORUM,YOLLARIN AYRIMINDA...

7 Şubat 2010 Pazar

NE KALDI...

HARFLER MAHREÇSİZ, KELİMELER NİZAMSIZ, TÜMCELER ANLAMSIZ. HİSSİYAT, ZİHİN HARMANINDA KAYBEDİŞİN İNKİSARINI YAŞIYOR. VARSIN OLSUN, NEVMİD OLMAK DA NİYE; YEİS GECESİNİN ZEVALİNE NE KALDI?...

2 Şubat 2010 Salı

ÇOCUKLUĞUMUN BEYAZ ADAMI

Yine beyaza yürüyor bu şehir. Gökyüzü beyaz,kar beyaz,caddeler, sokaklar beyaz,bembeyaz. Kirli duygulara ve paslanmış düşüncelere rağmen beyaz.
Daha dün garipseyen ve alaylı bakışlar altında adımlamuştım kaldırımları umarsız yağan doluya inat. Neden hiç aldırmamıştım sırılsıklam olan pantolonuma ve içi su dolan ayakkabılarım içinde ayaklarımın üşümesine. Şimdi ise izlemenin bile soğukluğunu bütün hücrelerime dek hissettiğim sakitane demde, üşüyor ve belki de yalnızca üşüyebiliyorum.


Hatırlıyorum şimdi, on yaşlarında Akdenizin küçük bir ilinde, belime dek yürüyen kara rağmen nasıl hissetme yetisini kaybetmişçesine durmaksızın kartopu oynadığımı, binbir güçlükle yaptığımız kardanadam için annemin pencereden kızarmış ve titreyen ellerime havucu nasıl tutuşturduğunu.Ailemize yeni katılmış bir fert gibi saygı duyduğum bu eli süpürgeli, pinokyo burunlu garip adam da kimdi.Bir de akşama yakın saatlerde titreyen ellerimi ve yeni alınan çizmelerim içinde nemlenen ayaklarımı sobanın o kendisine çeken atmosferine nasıl ısıtmaya çalıştıştığımı. Her saat perdeyi aralayıp karanlığın ortasında bu beyaz adamı buğulu camdan izlemenin hazzını hangi muayyen hadise verebilirdi bana bilemiyorum. Gece üşümemesi için kaçkolumu emanet ettiğim bu beyaz adam, elbette ki var olduğu sürece benim en değerli arakadaşım, ona zarar vermeye yeltenen her arkadaşım ise belli ki yeni düşmanım olmaya adaydı. Hemen ertesi güm yüzünü gösteren güneş birçoğu için saadet vesilesi olsa bile çocukça aklım ile belli ki benim en sevdiğim dostumu an ve an benden almak için haince planlar yapan bir oyunbozandı. Ve belki de ondan daha kötüsü güneşin bile eritip bitiremediği bu soğuk dostumu bir sabah yarı mahmur gözlerimle, pencerenin buğusunu elimle şöyle bir sıyırdığımda yerinde göremememdi.
Her sene aynı bilemediğim bir elin onu yok edeceğini sezmeme rağmen küçük bir umutla nasıl da teselli ederdim kendimi. Ama artık anlıyordum ki başka bir teselliye ihtiyacım vardı ki o da tekrar kar yağması için Allahıma dua etmek: aksi takdirde gelecek kış yapacağım kardanadamın planını yapmak.

Ve yine bakıyorum penceremden,beyaz entarisi ile salına salına geliyor. Sahi merak ediyorum, benim sadık dostum bana dargın mıdır diye. Ya sitem ediyorsa bana. Belki bir gün seni tekrar ayağa kaldıracağım beyaz adam, tekrar,söz veriyorum...

6 Ocak 2010 Çarşamba

BİR AN'IN YANSIMASI

Bin hayalin peşinden koşup bir hakikate tutunmak bahtiyarlığına erdim bir gece. Fenadan yüz çevirmenin onulmaz yalnızlığında, bakışlarımın endişeli gelgitlerinde en derin imbatlarda verdim yol mücadelesini. Gitmek ve gelmek arası, süresi tayin edilememiş kısa bir vakitte boğdum devleşen başkaldırışları...Sarıldım,'bir el ile' bin kehanetle atiye. Vadedilmiş mesudane geleceğin yer yer görünüp kaybolan ve bazı kendisini derinden derine hissettiren munis bakışına tutuldum...