Zaman... Durmada yerinde,bir hat gibi uzanmada önümüzde. İlerlemiyor zaman, akıp geçmiyor öyle;var olan bir hat zaman ve üzerinde yolcuyuz anlaşılan. Sadece varıyoruz bir yerlere; adı sefer. Zaten var olan zamanda ben yani ki insan,sen yani ki Yolcu. Biz... Kader yolcuları. Bu uzun yolda aynı paraleldeyiz, kimi tükenmede elbet bir yol ayrımında yahut dümdüz bir otobanda. Kiminde bir telaş aynı meridyende olma kaygısı,çabası. Masumca bir istek belki;ama dayatmadan ama kalp kırmadan ama gönüller yıkmadan. Masumca bir istek lakin yolu sahiplenmeden, 'Ne olursan ol...'dan ayrılmadan...
27 Temmuz 2011 Çarşamba
19 Temmuz 2011 Salı
GECEYE
Ve gece mahremiyetini yitirmiş gibi örtüsüz ve açık; yıldızlar haya perdelerini sıyırmışçasına umarsız ve rahat; gökyüzü sanki yokmuşçasına derin ve bulutsuz; bir kalp durmuşçasına sessiz ve duyarsız;gözlerinin ışığına inat...
19 Haziran 2011 Pazar
GECE SENDROMU
gece söyler bazen en derin şarkıyı
sessizlik arta kalmanın sonrasıdır günün
zoraki kayboluşların arefesinde
gece sarar ancak yaslı bir yüreği
duyulan keder kokulu bir gencin
kabus dolu yakarışıdır
zaman gergef örer karanlığın eteğine
yarasalar sağırlık sendromu yaşarken
baykuşa kalır çatı katları
en onulmazıdır belki sevdanın
çaresizlik fısıldar kulağına bir gencin
karanlığa sığınan yüreğine
verilen mücadele değildir aslında
acının tarifsiz iç çekişlerinde
son nefesini vermenin salınmışlığıdır gerçek olan
İsa kadar bir teslimiyet gerçeği
bilerek bu asil duygunun encamını
vermersidir bir gencin yalnızlığa iradesini...
DOST'A EMPATİ(OTOBÜS DURAĞI)
sessizlik arta kalmanın sonrasıdır günün
zoraki kayboluşların arefesinde
gece sarar ancak yaslı bir yüreği
duyulan keder kokulu bir gencin
kabus dolu yakarışıdır
zaman gergef örer karanlığın eteğine
yarasalar sağırlık sendromu yaşarken
baykuşa kalır çatı katları
en onulmazıdır belki sevdanın
çaresizlik fısıldar kulağına bir gencin
karanlığa sığınan yüreğine
verilen mücadele değildir aslında
acının tarifsiz iç çekişlerinde
son nefesini vermenin salınmışlığıdır gerçek olan
İsa kadar bir teslimiyet gerçeği
bilerek bu asil duygunun encamını
vermersidir bir gencin yalnızlığa iradesini...
DOST'A EMPATİ(OTOBÜS DURAĞI)
8 Şubat 2011 Salı
SEFER
Firak limanından sefere çıkan gemiler vuslat ülkesinin yolcularına umut... Semada kararan bulutlar gülen çehrelere kara bir peçe hüviyetiyle iniyor. Mevsimi belirsiz memleketlerin denizi okyanus dalgalarına hasretçesine vuruyor kırmızı siyah bayraklı dev cüsseli yüzen adaya. Günün ilk ışıkları, mavimsi dağlar ardında belirmeden yelkenler fora... Hırçın dalgaların köpürüşündeki ürkütücü intizam bozuyor karanlığın sessizliğini ve bağırmaktan gırtlağının ayarı bozulmuş seyirci'nin nidası yükseliyor kasvetli vakte...
Yalancı fecirler beklemeye koyuluyor bir yolcu. Biliyor ki kaskatı gecelerin gölgesinde belirir en tatlı gündüzler. Oysa gündüzü de pek arzuluyor değil ne var ki sesini duyurmak istiyor bilinmezler ülkesinin halkına. Bilse ki oraya ne ilk giden ne de son giden seyyah kendisi. Kendince bir diyarı tahayyül ediyor havsalasının alamayacağı,seslerini işitemediği ve konuşulanlara kulak kesilemeyeceği bir dünya.
Yalancı fecirler beklemeye koyuluyor bir yolcu. Biliyor ki kaskatı gecelerin gölgesinde belirir en tatlı gündüzler. Oysa gündüzü de pek arzuluyor değil ne var ki sesini duyurmak istiyor bilinmezler ülkesinin halkına. Bilse ki oraya ne ilk giden ne de son giden seyyah kendisi. Kendince bir diyarı tahayyül ediyor havsalasının alamayacağı,seslerini işitemediği ve konuşulanlara kulak kesilemeyeceği bir dünya.
30 Aralık 2010 Perşembe
YOLCULUK
Hazırlan, yolculuğa çıkıyoruz. Haydi durma ama öylece; al çantanı eline. Dolduruver neyin var yoksa. Evet evet, hadi bakma şaşkın şaşkın yüzüme. At şunları çantana, gidiyoruz.Şu vehimleri de bırak bir kenara, kuşku yaman düşmandır bilesin.
Al hayatını yanına. Önce nefretleri koy çantana. Öfkeyi sıkıştırıver bir kenara. Bastırılmış en asabi duygularını da al. Yer var daha, görüyorsun işte. Katla dolabına sıkış tepiş doldurduğun şu kıskançlık gömleklerini. Varsın kirli olsun yıkamaya bırakılmış gururun, nasılsa yine kirlenecek, al onu da bir köşeye. Az kalsın unutuyordum , yıllardır kullanamadığın isyan gömleklerin gardrobun en kıyısında. Sahi bedenin çok mu genişledi görüşmeyeli. Oysa hep beraber değil miyiz,hiç de fark etmemiştim bunu, ne tuhaf... Olsun, boşver bu kuruntuları, lazım olur elbet. Hep öyle değil mi ya, lazım olur her şey en umulmadık anlarda.Durma orada öylece, hiç nasihate mecalim yok. Kelin ilacı olsa… Sahi,nerede her gün garip bir vehimle değiştirdiğin siyah çorapların. Çıkar onları da üçüncü çekmeceden. Baksana şunlara,hepsi de kara. Günün perişaniyeti mi damladı üzerine, altta kalmanın rengi mi yoksa. Her neyse, at gitsin ön göze onları da.
Biliyorum elbet,zordur seyahat etmek. Valiz dolar,eşyalar bitmez. Unutmaktır belki hayatın en büyük düşmanı.Unutmak demişken, bak hala nisyan kravatı boynunda. Neydi onun adı; 'medeniyet yuları.' Çıkar şunu, sen de istiyorsun ondan kurtulmayı belli ki, işte sana fırsat. Çek bir ucundan, al ondan da hırsını.Bitmez vallahi bu eşyalar. Hırs demişken, onu da at yan göze, nasıl olsa onsuz bir seyahat olacak bu.
Çıkmadan, pencere açık kalmış, bir zahmet kapatıver, ha unutmadan at elindeki çantayı da aşağı.Zaten anlaşılan çok ağır ve sen onu taşıyamayacaksın. ‘Gerekli’ mi? Yoo hayır. Kandırma kendini, kaldırmaktan acizsin işte. At gitsin, hadi ama bekleyemem, gidiyoruz, o çanta ve içindekilerin olmadığı bir seyahate çıkıyoruz..............2011'e hoş geldin ABLA'sı...
Al hayatını yanına. Önce nefretleri koy çantana. Öfkeyi sıkıştırıver bir kenara. Bastırılmış en asabi duygularını da al. Yer var daha, görüyorsun işte. Katla dolabına sıkış tepiş doldurduğun şu kıskançlık gömleklerini. Varsın kirli olsun yıkamaya bırakılmış gururun, nasılsa yine kirlenecek, al onu da bir köşeye. Az kalsın unutuyordum , yıllardır kullanamadığın isyan gömleklerin gardrobun en kıyısında. Sahi bedenin çok mu genişledi görüşmeyeli. Oysa hep beraber değil miyiz,hiç de fark etmemiştim bunu, ne tuhaf... Olsun, boşver bu kuruntuları, lazım olur elbet. Hep öyle değil mi ya, lazım olur her şey en umulmadık anlarda.Durma orada öylece, hiç nasihate mecalim yok. Kelin ilacı olsa… Sahi,nerede her gün garip bir vehimle değiştirdiğin siyah çorapların. Çıkar onları da üçüncü çekmeceden. Baksana şunlara,hepsi de kara. Günün perişaniyeti mi damladı üzerine, altta kalmanın rengi mi yoksa. Her neyse, at gitsin ön göze onları da.
Biliyorum elbet,zordur seyahat etmek. Valiz dolar,eşyalar bitmez. Unutmaktır belki hayatın en büyük düşmanı.Unutmak demişken, bak hala nisyan kravatı boynunda. Neydi onun adı; 'medeniyet yuları.' Çıkar şunu, sen de istiyorsun ondan kurtulmayı belli ki, işte sana fırsat. Çek bir ucundan, al ondan da hırsını.Bitmez vallahi bu eşyalar. Hırs demişken, onu da at yan göze, nasıl olsa onsuz bir seyahat olacak bu.
Çıkmadan, pencere açık kalmış, bir zahmet kapatıver, ha unutmadan at elindeki çantayı da aşağı.Zaten anlaşılan çok ağır ve sen onu taşıyamayacaksın. ‘Gerekli’ mi? Yoo hayır. Kandırma kendini, kaldırmaktan acizsin işte. At gitsin, hadi ama bekleyemem, gidiyoruz, o çanta ve içindekilerin olmadığı bir seyahate çıkıyoruz..............2011'e hoş geldin ABLA'sı...
14 Haziran 2010 Pazartesi
HESAP ZAMAN'I
Durdurun zamanı, saatler yalan söylüyor. Yaşanmadı deyin geçen günleri, ayları, yıları… Akrepten sorun hesabını acının, yelkovan seğirtip durmasın öyle; söylesin neden acıya merhem olmadığını, anlatsın istiyorum niçin örttü akrebin günahını. Saate yol verirken arkasına saniyeleri takıp suçunu nasıl yıktı senelerin üzerine?
Ya siz, cam fanus içine gizlenmiş zaman hırsızları, ibreler ardında gizli dolapların insanları. Söz ibresi işliyor, iyi bakın ona ki zamanı dişliyor. Akıp gitmiyor zaman düz bir hat üzerinde ve hiç de masum değil iddia ettiğiniz gibi yaşananlar. Nasıl gece yerini gündüze bırakacak, elbet şafak üzerimizden atacak, öyle de an, zamandan hesabını soracak.
Ya siz, cam fanus içine gizlenmiş zaman hırsızları, ibreler ardında gizli dolapların insanları. Söz ibresi işliyor, iyi bakın ona ki zamanı dişliyor. Akıp gitmiyor zaman düz bir hat üzerinde ve hiç de masum değil iddia ettiğiniz gibi yaşananlar. Nasıl gece yerini gündüze bırakacak, elbet şafak üzerimizden atacak, öyle de an, zamandan hesabını soracak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
